Mayıs ayının hafif serin ama iç ısıtan akşamlarından biriydi. Şehir ışıkları yeni yeni yanıyor, sokaklar geceye hazırlanıyordu. 2004 doğumlu Pepa Black, her zamanki gibi enerjisiyle ortamı dolduruyordu. Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylerdi: Pepa neredeyse hiç susmaz, güldüğü zaman etrafındaki herkes de sebepsizce gülmeye başlardı.
Garajın önünde duran arabasına doğru yürüdü. Araba, onun karakterinin birebir yansımasıydı: neon detaylar, rengarenk ışıklar ve dikkat çekici modifiyeler… Pepa sade şeylerden hoşlanmazdı, hayat onun için her zaman biraz daha parlak ve biraz daha hızlı olmalıydı.
Anahtarı çevirdiğinde motorun sesi geceyi deldi. Hafif bir gülümsemeyle aynaya baktı.
“Bu gece yine güzel olacak,” diye mırıldandı.
Pepa’nın hayatında birçok şey gelip geçmişti ama değişmeyen tek bir şey vardı: Edwin Black. Onun için dünya, renkli arabalar, hızlı sürüşler ve eğlenceli gecelerden ibaret değildi; tüm bunların anlamı Edwin yanındaysa vardı. Edwin daha sakin, daha kontrollü biriydi ama Pepa’nın enerjisiyle birleşince ortaya dengeli ama bir o kadar da güçlü bir ikili çıkıyordu.
Telefonuna bir mesaj düştü.
“Hazırım. Geliyorum.” – Edwin
Pepa gülümsedi, gazı hafifçe kökledi. Sokak lambalarının altından geçerken arabanın neon ışıkları asfaltı boyuyordu. Şehir adeta onun sahnesiydi.
Buluşma noktası her zamanki yerdi: şehrin en yüksek tepelerinden biri. Manzarasıyla ünlü, ama asıl ününü geceleri yapılan araba buluşmalarından alan bir yer. Pepa oraya vardığında müzik çoktan başlamış, insanlar toplanmıştı.
Arabadan indiği anda dikkatler yine onun üzerindeydi. Renkli tarzı, özgüveni ve enerjisiyle bulunduğu ortamı anında değiştiren bir etkisi vardı.
Ama o kimseye bakmıyordu.
Gözleri sadece Edwin’i arıyordu.
Kalabalığın içinden çıktığında onu hemen gördü. Siyah giyinmiş, her zamanki gibi sakin ama karizmatik duruyordu. Pepa’nın yüzündeki o büyük gülümseme anında ortaya çıktı.
“Geç kaldın,” dedi Pepa, ama sesi şaka doluydu.
Edwin hafifçe gülümsedi. “Sen erken geldin.”
Pepa onun yanına yaklaştı, elini tuttu. O an, etraftaki tüm sesler sanki biraz kısıldı. Pepa için dünyanın en değerli şeyi tam karşısında duruyordu.
“Bu gece sürüyoruz,” dedi Pepa heyecanla. “Ama sadece hız değil… eğleneceğiz.”
Edwin başını salladı. “Sen varken zaten başka seçenek yok.”
Gece ilerledikçe yollar onların oldu. Şehrin ışıkları arabanın camlarında akıp giderken Pepa kahkahalar atıyor, müziğin ritmine göre direksiyonu çeviriyordu. Edwin ise yanında, onu izliyor ve bu anın tadını çıkarıyordu.
Pepa için hayat basitti: hız, renkler ve sevdiği insan.
Ve o gece, hepsi fazlasıyla vardı.